Tony Curtis, Jack Lemmon İki müzisyen arkadaş (Jerry ve Joe ), sevgililer gününde bir mafya hesaplaşması sırasında işlenen cinayete istemeden tanık oluyorlar. Kaçışları sırasında saklamanın tek yolunun bir kızlar orkestrasından geçtiğini görünce mecburen onlar da kadın kılığına girip orkestraya katıyorlar ve onlarla turneye çıkıyorlar. Trenle Florida'ya doğru yola çıktıklarında artık isimleri Josephine ve Daphne'dir. İki kafadar bu yolculuk sırasında zor anlar yaşıyorlar. O kadar güzel kadının arasında aslında birer kadın gibi davranmak zorunda olan erkekdirler ne de olsa. Üstelik orkestra üyelerinden biri olan sarışın güzellik Sugar'a (Marilyn Monroe) da Jerry aşık olunca durumlar daha da karışıyor.
Sugar Kane ise zengin bir milyoner bulup onunla evlenmeyi hayal etmektedir. Florida’ya vardıklarında kalacakları otelin önünde asrın üç çeyreğini devirmiş zengin, avcı takımı kızları beklemektedir. Odasına çıkacağı sırada Daphne, çapkın milyoner Osgood’la tanışacaktır. Jerry ise Sugar’ın hayalindeki gibi biri olmak için milyoner kılığına girecektir.
Çekimler başlamadan önce Lemmon ve Curtis’in kendilerini tam bir kadın gibi hissetmeleri için topuklu ayakkabılar giyiyorlar, sakallarının gözükmemesi için saatlerce makyaj odasında vakit geçiriyorlar, göğüslerindeki kılların gözükmemesi için tıraş oluyorlardı. Sıra elbise seçimine geldiğinde önceki filmlerde kullanılmış elbiseler içinden beğendiklerini seçmeleri istenmişti ama kendilerini özel hissetmeleri için filmin de anlatıldığı yıl olan 20’ler modasına uygun elbiseler istediler. Sanırım kendilerini bir kadın gibi hissetmelerini sağlayacak en iyi yol buydu. İkisi tam anlamıyla hazır oldukların da sonucu herkese gösterebilmeleri için ekibin önüne çıkmaları gerekiyordu. Odasından ilk dışarıya çıkan hem seke seke yürüyüp hem de dans eden Jack Lemmon oluyor. Curtis onu ilk gördüğünde “Üç dolarlık fahişeye benziyor” lafını söyleyecektir. Kadın kılığına girmişlerdir ama sonucun onları tanımayanlarda nasıl bir etki yaratacağını görmeleri gerekiyordur ki deneme yapmak için kadınlar tuvaletine giderler. Sonuç olumludur.
Filmin oyuncu kadrosu şekillenirken Bob Hope ve Frank Sinatra’nın isimleri geçmişse de gerçekte de Marilyn Monroe’yla ilişki yaşamış, Sugar’ı kendine aşık edebilecek kadar yakışıklı, yönetmen Wilder gibi Avusturya doğumlu Tony Curtis rolü kapmıştır. Curtis filmin hikayesini duymadan bile Wilder’ın yönetimindeki bir projede çalışmak istiyordu. Wilder kadın kılığına girmek zorunda kalan iki karakterden Joe’yu onun oynaması için teklif ettiği zaman Curtis ağlayarak teklifi kabul etmiştir. Filmin ikinci karakteri için hâlâ daha Sinatra’nın adı geçmekteyse de şöhretin basamaklarını ağır ama sağlam adımlarla tırmanan Jack Lemmon da kılık değiştirmek zorunda kalan Jerry karakterini almıştır. Daha sonraları Wilder, Lemmon’la ayrılmaz ikili olup toplamda altı filmde birlikte çalışacaklardır.
Marilynin, 1959 yılında Billy Wilder'ın yönetmenliğinde çevirdiği “Some Like It Hot”, kariyerindeki en başarılı ve en popüler filmi oldu. Monroe bu filmdeki oyunculuğuyla bir Altın küre ödülü kazandı. Ancak filmin ve Monroe'nun büyük başarısı kadar perde arkasında yaşanan olaylar da yine bu dönemde su yüzüne çıkmaya başladı. Özellikle Monroe'nun sete sürekli geç gelmesi, repliklerini hatırlayamaması,zaman zaman odasından çıkmayarak çekimlere katılmayı reddetmesi yönetmen Billy Wilder ile arasında büyük çatışmalara yol açtı. Bunların dışında çekimler sırasında hamile olduğunu keşfeden Monroe, filmin tamamlanmasının ardından düşük yaptı.
Jack Lemmon muhtesemdir bu filmde, hele hele, kızlar orkestrasi Florida'da bir otelde çalmaya baslayınca, kendisini gözüne kestiren geçkince bir playboydan kaçmaya çalıştığı sahneler cok eğlencelidir. Ayrıca jack lemmon kadın kiliginda otelden girerken topuklu ayakkabisi ayagindan fırlar, hemen yaşlı ve zengin bir çapkin ayakkabiyi alır, kendisine giydirirken de tanışmaya çalisir. Milyoner kiligina giren ve ingiliz aksanina benzetmeye calistigi garip bir vurguyla konusan tony curtis'in, sahilde bir cocugun elinden kaptigi bir sepet dolusu deniz kabugunu kullanarak marlyn monroe'yu shell'in sahibi olduguna ikna etmeye çalıştığı sahnede çok güzeldir. . Filmin de adı olan Some Like It Hot (Bazıları Sıcak Sever), konusunu hiç bilmeyenler için erotizm yüklü anlamlar çıkarabilecek bir isimdir. Aslında durum çok masumdur, filminde repliği olan bu sözcük Curtis’in, Monroe ile plajda kendisini bir milyoner olarak tanıttığı sırada geçmektedir. “Sanırım bazıları sıcak seviyor, ama ben kendi adıma klasik müziği tercih ederim.” Deneme çekimleri sırasında Monroe filmin renkli çekilmesini istediğini söylemişse de Wilder “Renkler çocukların sakalları yüzünden mavi görüneceğini ” söyleyerek Marilyn’i ikna etmiştir. Gerçekte renkler mavi görünmese bile siyah-beyaz filmler geleneğinden gelen biri için en iyi seçimdir. Yönetmen bir sonraki filmi The Apartmean’ı da siyah-beyaz çekerek Oscar kazanan son renksiz filme de imza atacaktır. Bu filmin kapanış cümleleri muhteşemdir. Daphne ve Osgood, Osgood’un motorlusunda tekneye doğru giderlerken Daphne onunla evlenemeyeceğini anlatmaya çalışır ama Osgood’u kararından vaz geçiremez. Peruğunu çıkarır erkek olduğunu söylese de canını sıkmaması cevabını alır ve Osgood o unutulmaz cümleyi söyler: KİMSE MÜKEMMEL DEĞİLDİR.
Filmin Türk çevrimi olan Fıstık Gibi Maşallah filminde Osgood’u Vahi Öz, Daphne ‘yi ise Sadri Alışık oynamaktadır. Aynı sahne o filmde de vardır ve kapanışı cümlesi tam bize uygundur: O kadar kusur kadı kızında da olur.
Çok yaygin bir hata erkekler sarısınlari sever ile bazıları sicak sever'in birbirine karistirilmasidir. Oysa iki film muthis farklidir. erkekler sarısınlari severde marilyn monroe ile jane russell basroldedirler. Oysa bazıları sicak sever de marilyn monroe, tony curtis ve jack lemmon ile oynamıştır.
Bu film içimizi ısıtır. İstanbul film festivali'nde bitişi ayakta alkışlanmış tek filmdir.
Bu filminde de 50’ler için büyük bir atılım olan eşcinsellik imaları. Wilder’da filmdeki bu imaların gişe de ve seyirci üstünde nasıl bir etki bırakacağına emin olmasa bile sonucun bu kadar muhteşem olacağını tahmin edemezdi

