Fox şirketinin kendisiyle yeni bir kontrat yapmamasından dolayı boşta kalan aktris, bir yandan modelliğe devam ederken diğer yandan da oyunculuk dersleri almaya başladı. Columbia stüdyolarının 1948 yapımı “ Ladies of the Chorus ” adlı kısa filminde iki kez şarkı söyleme fırsatı bulan Monroe, filmdeki Peggy Martin rolüyle eleştirmenlerin dikkatini çekti. Columbia şirketinden de olumlu yanıt alamayan aktris, tekrar modelliğe döndü. 1949 yılında karşısına yeni bir fırsat daha çıkan Monroe, United Artist’in “ Love Happy ” filminde rol aldı. Aynı yıl birçok takvime çıplak pozlar veren Monroe, 1953 yılında bir erkek dergisine kapak oldu.
1950 yılı Monroe için güzel bir yıldı. Aktris, oynadığı iki filmdeki kısa rolleriyle ilgi çekmeyi başardı. “ The Asphalt Jungle (Elmas Hırsızları)” ve “ All About Eve (Perde açılıyor) ” filmlerinde oynayan Monroe, daha sonra pek çok dalda Oscar’a aday gösterilen bu filmlerin aptal sarışını olarak anıldı.
Ertesi yıl “ Don’t Bother to Knock ” filminde akli sorunları olan bir bebek bakıcısını canlandıran Monroe, daha sonra oynadığı “ Monkey Business (Maymun Aklı) ”deki platin sarısı saçlarıyla ticari filmler için iyi bir para kaynağı olduğunu gösterdi. Aynı yıl içerisinde beyzbol yıldızı Joe DiMaggio ile birlikte olan Monroe, kariyerinde giderek yükselmeye başladı. Betty Grable, Lauren Bacall ve Rory Calhoun gibi usta oyuncularla birlikte “ How to Marry a Millionaire ” filminde rol alan aktris, her ne kadar diğer oyuncuların yanında fazla dikkat çekmese de güzelliğiyle box office’e oynayan her filmde vazgeçilmez
olduğunu ispatladı.
1954 yılının Ocak ayında Joe DiMaggio ile evlenen Monroe, ertesi yıl tüm zamanların en komik filmlerinden biri olan “ The Seven Year Itch ”de rol alarak komedi yönünü keşfetti. Evliliğini sekiz ay sonra noktalayan aktris, oynayacağı iki filmin yapım şirketleri tarafından iptal edilmesiyle birlikte bir süre ekrandan uzak kaldı.1956 yapımı “ Bus Stop ”daki performansıyla eleştirmenleri, dramatik bir rolün üstesinden gelebileceği konusunda ikna eden Monroe, aynı yıl ünlü oyun yazarı Arthur Miller ile evlendi. Ertesi yıl İngiltere’ye giden aktris, “ The Prince and the Showgirl ” adlı filmde rol aldı. Filmler her ne kadar iş yapsa da fazla ağır bulunduğu için seyircinin beğenisini kazanamadı.
1958 yılında adını en çok duyuran komedi filmi “ Some Like It Hot ”da Tony Curtis ve Jack Lemmon ile birlikte oynayan Monroe, güzelliği ile yine insanları büyüledi. İşsiz kalan iki genç adamın kadın kılığına girerek kızlar bandosunda iş bulmasını konu alan film yılın en iyi iş yapan filmi olurken pek çok filme esin kaynağı olan Hollywood klasikleri arasına girdi.
1960 yılında kocası Arthur Miller’dan boşanan aktris, George Cukor’ın “ Let’s Make Love ” adlı filminde Tont Randall ve Yves Montand ile başrolü paylaştı.
1961 yapımı “ The Misfits ” ile bitirilmiş son filmine imza atan Monroe, filmden hemen sonra kalp krizi sonucu hayata veda eden Clark Gable ile oynadı. Bir western olan filmde hem seyircileri hem eleştirmenleri memnun eden bir performans ortaya koyan aktris, ertesi yıl “Something’s Got to Give ” adlı filmde oynamaya karar verdi. Fakat tam bu sırada şiddetli bir ateşe yakalanan Monroe, yüksek dozda yatıştırıcı ilaç alarak hayata gözlerini yumdu. Daha 36 yaşında olan aktris, 8 Ağustos 1962 günü yatağına uzanmış bir halde ölü olarak bulundu.
Kendisine yüklenmek istenen –başta aptal sarışın ve onun gerçek yaşamdaki karşılığı olmak üzere- her şeyden nefret etmiş ve onca yapaylık arasında biraz gerçek yaşam, biraz içtenlik aramış bir kadındı o... Herkesin tırmanmayı düşlediği dorukların anlamsızlığını anlayan ne ilk, ne de son sanatçıydı... Ne var ki onun bu denli bilinçli olmasını, el yordamıyla da olsa starlığın, ünün ve popülerliğin kimi gizlerini en çıplak haliyle görüp göstermesini yadırgadı, giderek mahkum etti Hollywood... Onun yalnızlığa, mutsuzluğa, dolayısıyla ölüme yargıladı. Marilyn yazgının, yani sinemanın kendisine yüklemek istediği bir rolü oynamadı. Ve sonunda o role isyan etti. Onun öyküsü, yüzyılımızdaki medya starlarının sahip olduğu en acıklı öykülerden biridir. Gerçek bir tragedyaya en çok yaklaşanlardan biri... Ve kitleler, kimi konularda yanılsalar da, kamu önünde yaşanan özel yaşamlardaki trajiği hiç kaçırmazlar. Marilyn’in de bu trajedi yüküyle bir efsaneye dönüşmesi kaçınılmazdı. Ve öyle de oldu.
Marilyn Monroe 'nun Hikayesi
Sinema tarihinin en çok yazılan, konuşulan yıldızlarından biri olan Marilyn Monroe üzerine
yazılmış bir imzasız yazı yayınlanır, "seksapel kraliçesi"nin ününün doruğ;undayken... Sözü fazla uzatmaya gerek yok, Resimli Hayat dergisinin 1954 Nisan sayısındaki yazı ile yalnız bırakayım sizleri...
FREUD BENi TANISAYDI...(Resimli Hayat, Nisan 1954, Sayı 24)
Sinema meraklıların "Sarışın Bomba" adını taktıkları seksapel kraliçesi Marilyn Monroe böyle diyor:"Freud beni tanısaydı, cinsiyet hakkındaki nazariyetleri değ;işirdi."
Son iki yıl içinde en çok konuşulan yıldız hiç şüphesiz Marilyn Monroe'dur. Bu sarışın dilber güzelliği ve cana yakınlığiyle sinema âleminde bir bomba tesiri yaptı. Gazeteler, dergiler ver yansın edip durmadan ondan bahsediyorlar. Güzel sarışın her gün ayrı bir pozu ile gözlerimize bir ziyafet çekiyor, ne gazeteler basmaktan bıkıyor, ne de okuyucular seyretmekten... Ama bu sarışın kız da ele avuca sığ;ar gibi değ;il hani, öyle işler yapıyor, öyle lâflar ediyor ki dayanılır gibi değ;il... Marilyn Monroe haberleri bir zincir gibi birbirine bağ;lanıyor. işte evlendi, artık dedikodular biter diyoruz, bir de bakıyoruz balayına Tokyo'ya gidiyor, gazetecilere çamaşır giymediğ;ini söylüyor, Japon iktisatçıları çamaşır sanayiinde kriz olacak diye telâşlanıyorlar. Sonra balayını yarıda bırakıp Kore'ye gidiyor. "Hayatımda bu kadar erkeğ;i bir arada görmedim " diye seviniyor. Müttefik askerleri bayram yapıyorlar. Kıyametler kopuyor; sarışın bomba, tayyarenin arka kapısından güç belâ çıkarılıyor, daha doğrusu kaçırılıyor. Arkasında bir pantolonla gömlek var, ayaklarında postallar, "Ben böyle de güzelim!" diye meydan okuyarak gülüyor.
Derken bir havadis daha: Marilyn Monroe gömleğinin düğmelerini iliklememiş, üşümüş, zatürree olmuş! Marilyn'in o kadar çok duacısı var ki, çok yakında iyileşeceğ;inden şüphe edilemez. Türkiye'de bile, birkaç gazeteci de dahil bir "Marilyn Monroe'yu sevenler klübü" kuruldu. Ama insan bu kadar güzel, üstelik bu kadar tatlı ve cana yakın olursa nasıl sevilmez, değil mi?
Marilyn Monroe'nun asıl adı Norma Jean'dır. Los Angeles yetimhanesinde dünyaya gelmiştir. Babasını tanımaz. Annesi de çok küçükken öldü. 15 yaşındayken yetimhaneden kaçtı. Genç bir denizciyle evlendi. Bu evlilik ancak bir yıl sürdü. Genç kız gittikçe güzelleşiyor, bu güzelliğ;inden faydalanmak istiyordu. Kocasından ayrılıp modellik etmeğ;e başladı.
17 yaşında Marilyn Monroe adıyla "Koro Kızı" filminde rol aldı. "Her şey Havva için", "Aşk Ağı" ve "Gece Döğüşü" filmlerinde de oynadı. Son filimde küçük bir rolü olduğu halde afişlere adı yazıldı. Zaten Marilyn'in bu bakımdan çok şansı vardır. Şöhretine erişirken perde arkası yardımlar çok gördü. Rejisör Darryl Zanuck, Fox'da çevirdiğ;i her film için yardım edeceğini söyledi. "Dönüşü Olmayan Nehir" filmi için Marilyn'le birlikte Kanada'ya kadar gitti.
Joseph Cotten, Jean Peters ve Casey Adams'la birlikte çevirdiğ;i "Niagara" filmi son yılların en çok beğenilen filmlerinden biridir. Amerikan filmcileri Niagara şelâlesini birçok defalar filme almışlar, güzelliklerinden bol bol faydalanmışlardır, ama Niagara şelâlesi bütün renkleri ve güzelliğ;iyle en iyi Marilyn'in filminde gösterilmiştir. Çünkü bu filmde, sinema yazarlarının diliyle iki tabiât harikası Niagara, Marilyn Monroe bir arada görülmektedir. Bu iki harikanın yanıbaşında da alelâde bir mevzu vardı. Kıskanç bir kocayla (Joseph Cotten) mücadele eden genç bir kadının (Marilyn Monroe) hikâyesidir. Marilyn Monroe ucuz bir lokantada garsonluk ederken Joseph Cotten'le evlenir, sonra kıskanç bir erkeğ;in çektirdiğ;i birçok işkencelere katlanır. Film çevirilikken şelâlenin karşısına Bungalow stilinde bir otel yapılmıştır. Film bittikten sonra o havalinin yerlilerinden biri akıllıca bir kazanç yolu bulmuş, Bungalow'un üzerine "Burada Marilyn Monroe uyudu, giriş 50 cent" diye bir yazı koyup gelen seyyahlardan para almanın kolayını bulmuştu.
"Niagara" filminde, bilhassa erkek seyircilerin ilgisini çekmek için, Marilyn Monroe'un çıplak olarak gösterildiğ;i bir banyo sahnesi vardı. Bu sahnede sudan başka hiçbir elbisesi olmıyan genç kadının silûeti çırılçıplak görülmektedir.
Filmin başka bir sahnesinde de Marilyn Monroe kendi el çantasını taşır ve düşürür. Çantadan 1 tarak, 1 dudak boyası, 1 pudra, 1 rimel, 1 rehber, not defteri, mendil, tırnak cilâsı, bozuk bir bilezik, küpe, çek defteri, eski mektuplar, parfüm, çengelli iğ;ne, ayna, otomobil anahtarı ve daha ufak tefek birçok şeyler çıktı. işin hoş tarafı Marilyn'in çantası da küçük bir çantaydı.
Marilyn Monroe gazetecilerle çok iyi geçinir, onların bütün suallerini cevaplandırır. Onunla konuşmak için saatlerce bekliyen, sabırsızlanan gazeteciler yüzünü görünce yumuşayıverirler. Bu güzel sarışın bir anda en öfkeli insanları bile fethedebilir. O, erkekler arasında yapılan bir rüya anketinde, erkeklerin rüyalarında en çok gördükleri kadındır. Altı buçuk milyon erkeğ;in rüyasına girmiştir. Bu bakımdan ona rüyalar kraliçesi diyebiliriz. Ama Marilyn yalnız rüyalarda değ;il, birçok yerlerde ön plânda gelmektedir.
O ortaya çıkalı beri öbür sarışınların pabucu dama atıldı, Betty Grable'in, Lana Turner'in, hattâ Rita'nın lâfı edilmez oldu artık. Varsa yoksa Marilyn Monroe!..
Marilyn'den 'son' kasetler 06/08/2005 )
Marilyn Monroe'nun nasıl öldüğü, 43. yılında hâlâ tartışılıyor. 
Marilyn Monroe'nun genç yaşta ölümü, 43 yıldır tartışılırken, efsane sarışının 'tedavi için' doldurduğu kasetler ortaya çıktı.
5 Ağustos 1962 günü yatağında ölü olarak bulunan yıldızın, aşırı derecede uyku hapı alarak zehirlendiği anlaşılmıştı. 36 yaşında ölen Monroe'nun intihar olarak değerlendirilen ölümünün ardındaki sır perdesiyse aralanamadı. Ölümünün 43. yılılında Monroe'dan kalan en ilginç hatıraysa tedavi sürecinde, psikiyatrının dinlemesi için doldurduğu söylenen kasetler.
Bu konudaki tek kaynak 1982'de kasetlerin varlığını başsavcılığa bildiren emekli Los Angeles savcısı John W. Miner. 86 yaşında olan Miner, Monroe'nun ölümünden sonra soruşturma için yıldızın psikiyatrıyla görüşüp kasetleri dinlediğini ama ona verdiği sözden dolayı içeriklerinden kimseye söz etmediğini söylüyor.
Verdiği sözü, psikiyatrın ölümünden sonra doktor, Monroe'nun katili olarak gösterildiğinde bozarak polise kasetlerden bahseden ancak 'Kaydı yok' diyen Miner, kendisindeki kaset metninin bir kopyasını yakın bir zamanda The Times gazetesine verdi.
Özel hayatını anlatmış
Monroe kasette, serbest çağrışım adı verilen tedavi tekniği gereğince aklına gelen her şeyi söylemiş. Yıldızın anlattıklarında Oscar'a karşı duyduğu takıntıdan, Joan Crawford'la yaşadığı lezbiyen ilişkiye, oyuncu Clark Gable'da bulduğu baba sevgisinden, Shakespeare'in bir oyununda oynama ve ciddiye alınmaya dair tutkularına kadar özel hayatına dair ayrıntılar var.
Miner böyle planları olan ve ne istediğini bilen bir yıldızın intiharına anlam veremiyor. Adının Kennedy'yle aşk dedikodularına karıştığı, uyuşturucu bağımlılığı yüzünden 'Something's Got to Give' filminin kadrosundan çıkarıldığı dönemde kasetleri dolduran Monroe, kayıtları ölümünden bir gün önce doktoruna teslim etmiş. Aptal sarışın imgesini akıllara yerleştiren yıldızın Sigmund Freud ve James Joyce gibi isimlerle ilgili söyledikleri ise tezat bir tablo çiziyor.
Monroe, Freud'un 'Giriş Dersleri'yle ilgili yorum yaparken "O tam bir dâhi! Her şeyi çok anlaşılır kılıyor" diyor. James Joyce'dan ise 'kadın-erkek tüm insanların ruhuna işleyebilen bir yazar' olarak söz ediyor. Güzel yıldız, aktör Clark Gable'a duyduğu hayranlığıysa 'The Misfits'te öpüşme sahnelerinde onu gerçek bir tutkuyla öptüm. Onunla yatmak istemedim ama onu ne kadar beğendiğimi hep bilmesini istedim' sözleriyle anlatıyor.
Başkan John F. Kennedy'den övgüyle söz eden Monroe, 'Bu adam ülkemizi tamamen değiştirecek' iddiasında.
Konuşmasında başkanla aşkına dair hiçbir işaret vermeyen yıldızın başkanın kardeşi Robert F. Kennedy için söyledikleriyse şöyle: Onun için kalbimde hiç yer yok, ama onu incitmeye cesaretim yok... (Los Angeles Times)
Marilyn'i Başkan Kennedy öldürttü
Amerika ve Hollywood ölümünden tam 36 yıl sonra Marilyn Monroe ile ilgili şok bir iddia ile sarsılıyor. ABD'de geçtiğimiz hafta piyasaya çıkan ‘‘Bir Cinayetin Soruşturması’’ adlı kitapta, Marilyn Monroe'nin ilişkide olduğu Başkan Kennedy tarafından öldürülttüğü iddia ediliyor.
Dünyanın en ünlü sarışın yıldızının ölümüyle ilgili esrar perdesini aralamak için tam 7 yıl bir dedektif gibi çalışan yazar Donald Wolfe, bu ölümün bir cinayet olduğu konusunda ısrarlı. Yazar Donald Wolfe, otopsiden sonra Marilyn Monroe'nun kanında, 15 ile 26 kişiyi öldürecek miktarda uyuşturucu madde bulunduğuna dikkat çekmekte. ‘‘Bir insanın kanında 12 miligram uyuşturucuya rastlanıyorsa bu işin içinde bir iş vardır. Bu miktar ağızdan alınamaz’’ diyen yazar Wolfe, oyuncunun kendi kendisine hiç şırınga yapmadığını, ancak ikinci bir kişinin ona uyuşturucuyu enjekte ettiğini söylüyor.
Haftalık Fransız dergisi Paris Match'in son sayısına özel bir röportaj veren Donalda Wolfe, Marilyn Monroe'nun ölümüyle ilgili şu iddialarda bulunuyor:
KANDAKİ UYUŞTURUCU
Otopside Marilyn Monroe'nun midesinde herhangi bir uyuşturu izine rastlanmadı. Ama öte yandan ünlü yıldızın kanında yaklaşık 12 miligram uyuşturucu olduğu söyledi. Bu, üzerinde durulması gereken bir çelişki.
Otopsinin birçok unsuru, esrarengiz bir biçimde ortadan kayboldu.
Marilyn'in öldüğü duyulur duyulmaz olay yerine giden polis Jack Clemmons, odaya girdiğinde uyuşturucu hapını yutmak için kullanılması gereken bardağı arıyor. Ama ne odada, ne de odanın hemen yanıbaşındaki banyoda su bardağından eser yoktu.
KIRMIZI DEFTER
Oysa daha sonra polisin gazetelere gönderdiği fotoğraflarda yıldızın ölü bulunduğu yatağın hemen baş ucunda bir bardak görülüyor. Ve akla polisin o bardağı oraya koymuş olabileceği ihtimali geliyor.
Marilyn Monroe'nun günlüğü olan kırmızı defter de ortadan kayboldu. Oysa oyuncuyu yakından tanıyan pek çok görgü tanığı, böyle bir defterin varlığından haberdar. Kırmızı defterde Castro'nun öldürülmesi emrinden hidrojen bombasının denenmesine, Kennedy'lerin mafya ile ilişkisine kadar her şey vardı.
Milyonların sevgilisi Marilyn Monroe'nun trajik ölümü, o günlerde tüm dünyada şok yaratmıştı. Erkekleri peşinden koşturan güzel yıldızın 4 Ağustos 1962 günü ölmesi, tüm dünyada gazetelerin birinci sayfalarında yer almış ve günlerce haber olmuştu.
Bir Cinayetin Soruşturması adlı kitabın yazarı Donald Wolfe, eserinin 7 yıllık bir araştırmanın sonucu olduğunu ve hiç kimsenin şimdiye kadar bilmedi görgü tanıklarıyla konuştuğunu söylüyor.
Bir suikaste kurban giden ABD Başkanı John Fitzgerald Kennedy, Jackie Kennedy ile evli olmasına rağmen çapkınlıklarıyla da tanınıyordu.
marilyn monroe (anilarim.net ten alınmıştır yazilar)
işte bir zamanların sadece beylerin değil bayanların bile çok sevdiği,hala günümüzde bile ona benzemeye çalışan yüzlerce insanın var olduğuna bakılırsa gerçektende çok sevilen bir isim.hep sarışın aptalları oynadı filmlerinde.en son artur miller la olan evliliğine kadar sanırım 3 kez evlendi.belkide sonunu hazırlayan aşkı john f. kennedy le olan ilişkisiylede gündemde kalan bir sarışın bomba.işte bence ilk ve tek sarışın bomba oydu.yaz bekarı filminde havalandırma deliğinin orda elbisesini havalandıran sahnesi hala akıllarda.ya bazıları sıcak severdeki masum dişiliği.tek kelimeyle harika ama bir o kadarda mutlu olamayan bahtsız bir kadın marilyn...
bana göre "maskeli depresyonu" olan biriydi " marilyn monroe," bu da onun çok aşırı duygusal bir insan olmasından kaynaklanıyordu sanırım....(şu an onun binlerce taklidine sesleniyorum,kardeşim boşuna taklidini yapıp rezil olmayın,ondaki o bohem havayı hiç bir zaman yakalayamazsınız......özellikle yerli monreolara duyrulur...).
gercek adi norma jean mortensen (marilyn monroe dan daha guzel kendi ismi bence)... hakikaten her filminde ve her fotografinda bir baska guzel bir baska tatli gorunuyor...
gercek adini norma jean baker diye hatirliyorum.. ben mi yaniliyorum?
aradığı aşkı bi türlü bulamamıştır marilyn.fotoğraflarındaki gülümsemesi bile bize bunu anlatmaktadır.tanıdığı erkeklerin onun ruhuna degilde bedenine sahip olmak istemeleri çileden çıkarmıştır marilyn.bu durumu şöyle özetlet marilyn "hollywood bedenim için 10000 dolar verir fakat ruhum için 50 cent bile veremez" her ne şekilde olursa olsun her şeyiyle olay olmuştur ayrıca.geçmişiyle aşklarıyla,giyimiyle hatta ölümüyle bile dünyayı ayağa kaldırmıştır.öldüğünde çıplak bulunmuştur.ölümü bile seksi olmuştue marilyn in.kim bilir belki de "ben bir kişiye degil tüm insanlığa aitim" sözünü bir kez daha kanıtlamıştır marilyn..
norma jean mortensen, marilyn monroe nin dogum ismi sevgili cember, yani mortensen kendisine verilen ilk soyad. sonradan bu soyad oz annesi tarafindan baker olarak degistirilmis ve kayitlara baker olarak gecmis.
çocukluğumda televizyonun siyah beyaz olduğu yıllarda ilk defa yabancı bir flimde yabancı bir kadın görmüştüm bu kadın efsane sarışın morilyn monroe idi. onu ilk gördüğümde televizyon karşısına oturmuş annemin yapmış olduğu tavuklu pilavımı yiyordum başımı tabaktan kaldırıp televizyona baktığımda ağzım bir karış açık kalmış o anda bende marilyn monroe ya aşık olan dünyada erkeklerin arasına girmiştim,bence marilyn monroe bugün bile bir erkeğin rüyalarını süsleyip ve bir erkeğin sahip olmak isteyeceği tek kelime ile muhteşem bir kadın,sarışın kadın denince bir marilyn monroe birde doris day tek kelime ile süper,bir erkek koluna takacağı kadının gerçek bir kadın ve hakiki bir dişi kusursuz tam bir hanımefendi olmasını ister,arzu eder işte marilyn monroe da doris day ile birlikte benim gözümde ve gönlümde böyle bir insan böyle bir kadın. yıllar geçse de bugün bile birçok dünyadaki erkeğin hayallerini süsleyen efsanevi bir sarışın,dünyada kadın çok ama hiçbir kadın marilyn monreo ve doris day kadar asaletli,güzel ve kaliteli değil,bugün hoolywood da güzel diye ortaya çıkan birçok kadını 20 -25 yıl sonra kimse hatırlamayacak bile ama bir marilyn monreo bir doris day değil yıllar yüzyıllar bile geçse bir zamanlar bütün dünya erkeklerinin rüyalarına giren efsanevi kadın ünvanına sahip kadınlar olarak kalmayı başaracaklardır. ne yazık ki ne marilyn monreo nede doris day kendisini mutlu edebilecek,kendisini koruyup sarmalayacak,kendisine güven ve huzur verebilecek gerçek bir erkeği tanıma şansına sahip olamadılar,birşeyi itiraf etmem gerekirse çocukluk aşklarım marilyn monreo ve doris day i hala seviyorum çünkü onlar efsanevi kadın ünvanına sahip kadınlar ve efsane bir kadın bir erkeğin sevgisini hak eden kadın demektir. hayatının kadını nasıl olmalı dediklerinde gözlerim ve parmaklarım hep marilyn monreo ve doris day i işaret edecektir.
bir gün hollywod akında şunları söylemiş:burdakiler vücudum için milyonlar verebilirler ama ruhum için bir dolar bile vermezler. diyerek aslında güzel ve populer kadın trejedyasını anlatıyordu...
Slayt Ve Sunu Merkezi
